
| Mehmet Sadık Bozkurt |  | |
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
| Stres, kriz, alacak-borç, kuyruklar, trafik, gürültü, ekonomik çıkmazlar... Materyalist düzenin duygu yoksulluğu ruhumuzu alıp götürmüş. Atılım, yatırım, hırs ve sahip olma tutkusu dur durak bilmiyor, sonu gelmeyecek hedeflere koşturuyor bizi. Ömrümüzü hızla çalan zaman, su gibi akıyor avucumuzdan. Nedir hep bir yerlere koşar adım, bu hızlı yaşama çılgınlığı? Anı yaşamak varken. Oysa ne iyi olur, geçmiş günü boş yere anmasak…Bir gelmemiş an için de feryat figan etmesek…Ölmüş dünün, doğmamış geleceğin lafı mı olur? Anı yaşasak da ömrü berbat etmesek… Geçmişle hesaplaşmaya lafımız yok elbette! Ama geçmişe saplanmak da neyin nesi? Doğruları geçmişin ipuçlarıyla buluruz, yeter ki biz geride kalmayalım. Ya gelecek? Umutların, hayallerin süreklisi… Hedefli yaşamak başka bir şey; ama hep geleceğin evinde oturmak da olmaz ki! … Nedir hep bir yerlere koşar adım, bu hızlı yaşama çılgınlığı? Minik sevinçleri bile ertelemek, zamanı tüketmek hovardaca? Vakit yok mu yani bir gülü koklamaya, küçük bir çocuğun başını okşamaya, özgürce bir türkü tutturmaya, banka oturup nehri seyretmeye? Kalmadı mı zaman, bir şiir dostuna, omuzları ısıtan güneşe? “Çok hızlı gidiyoruz, ruhlarımız geride kalıyor.”
Modern şehir hayatının ve çağın getirdiği en büyük sorun,
“Hızlı ve sonu bir türlü gelmeyen hedeflere koşturmak” ve bu yüzden de “Hayata dair yaşanası güzelliği görememek ve kaçırmak…” Nedir yalnızca tarihte kalmak ya da salt geleceği düşlemek?
Anı yaşasak ve küçük sevinçlerle hayatı yakalasak… Hayat, bir yerlere gitmeden…
.
|