
| Ömer Asaf DOĞU | | |
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
| İyi bir devlet lisesine ve üniversiteye girebilmek için yeterli olmayan, özel derslerin ve dershanelerin başarılı olmak için zorunluluk haline getirildiği eğitim sisteminin nasıl yeterli bir hale getirileceğini bir kenara bırakıp Türk Devrim Tarihi derslerini, Gençliğe Hitabeyi ve dindar, muhafazakâr bir nesil yetiştirmeyi tartışır olduk. 11 yaşında 6. Sınıfa giden bir genç arkadaşımızı düşündüğümüzde onu zor bir engelli koşunun beklediğini görüyoruz. Bu arkadaşımız Türkiye hane halkının geliri en yüksek olan grubun ( ki bu grup Türkiye Hane halkının toplam kullanılabilir gelirinin %46.4 üne sahiptir aynı zamanda Türkiye nüfusunun %20 sini kapsar) içerisinden bir aileye sahip ise engelleri aşmasına yardımcı olacak özel ders hocalarına ve dershaneye de sahip olacaktır. Ola ki sınav-okul-dershane veya özel ders üçgenin yarattığı ağır-sosyal koşullar psikolojisine vurursa özel bir psikolog yardımıyla bu engelli koşudan en az zararla kurtulabilir. Bu arkadaşımız Türkiye hane halkının geliri en düşük olan grubun ( bu grupta Türkiye Hane halkının toplam kullanılabilir gelirinin %5.8 ine sahiptir aynı zamanda Türkiye nüfusunun %20 sini kapsar) içerisinde yer alan bir aileye sahip ise engelleri tek başına aşacak, sınavların yarattığı psikolojik tahribatı daha zor atlatacaktır. İnsan kişiliğinin özel bir tipi olan dindar insanlar sınıfına girenler bu durumu kader olarak geçiştirip geçeceklerdir.[1]Anayasamızda bulunan sosyal devlet anlayışı orada yazılı olmaktan öteye de gidemeyecektir. Eğitim Sistemindeki yetersizliğin yol açtığı özel ders ve dershaneler ile gelir dağılımındaki eşitsizlik birleşince ortaya çıkan sorunlara dur demek yerine ülkemizi yönetenler Türk Devrim Tarihine, Gençliğe Hitabeye takılıp dursunlar. Gelelim şimdi onların takıldıkları mevzuya. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Türk Devrim Tarihi dersinin İlkokuldan üniversiteyi bitirinceye kadar zorla okutulduğunu ve böyle dikte ettirmeyle verildiği için sevilmediğini söyledi. Hüseyin Çelik’in derdinin bu dersin zorla ve üst üste okutulmasıyla alakalı olacağını düşünmüyorum. Çünkü Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin 4. sınıftan başlayıp 8. sınıfa kadar okutturulmasına ve bu derslerde zorunlu sure ezberletilmesine de karşı çıkmaması bana bu düşündürüyor. Acaba onun için ve onun gibi düşünenler için sıkıntı dersin içeriğinde mi? Ben bunu bilemem ama dersin içeriğini anladığım kadarıyla sıkılmadan, severek burada kısaca paylaşabilirim. Türkiye’yi parçalama niyetleri taşıyan İtilaf Devletlerine ve içeride onların değirmenlerine su taşıyan güçlere karşı verilmiş bir savaşın sonucunda toplumsal düzenlemeler gibi siyasal düzenlemelerin de Tanrı tarafından belirlendiği anlayışından halkın egemenliğine dayanan yeni bir devlet anlayışına geçişi dile getirir, Türk Devrim Tarihi. Halkın Egemenliğine dayanan yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde bir sıra inkılap gerçekleştirilmiştir. İslamiyet gibi toplumsal ve siyasal bir din, bireysel bir dine dönüştürülmüştür. Devrimlerin bir boyutunu siyasal yetkenin meşruluğunu İslam hukukundan arındırmak, dünyevi halk egemenliğine ortak çıkan kurumları ortadan kaldırmak oluşturmuştur. 1924 yılında siyasal kararların İslam hukukuna uygunluğunu gözetmek olan Şeyhülislam makamı, Şeriye ve Evkaf Vekâleti kaldırılmış, aynı yıl dini öğrenimin önemli merkezleri medreseler kapatılmıştır. Bunun yanında İslam hukukuna dayalı dini mahkemeler olan Şer-i Mahkemeler kaldırılıp, tarikatlar kapatılıp tüm faaliyetleri yasaklanmıştır. 1926 yılında Erkekler ile Kadınlara eşit hakları tanıyan İsviçre Kanunu benimsenmiştir. Son olarak bu eksenden söyleyebileceğim İslamiyet’i devlet dini olarak belirten madde 1928 yılında anayasadan çıkartılmıştır. İdari, yasal ve eğitim alanında İslamiyet’in gücü törpülenirken, doğal olarak toplumsal hayattaki etkisinde de azalma yaşanmıştır. Örneğin toplumsal hayatta İslamiyet’in etkisini azaltan kadınlara eşit medeni ve siyasi hakların tanınması devrimlerin en’iydi. Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir nokta var. Devrimler İslamiyet’i Türkiye’den kovmamıştır, Müslümanlığı reddetmemiştir. Dinin siyaset vasıtası yapılarak menfaat ve ihtiraslara alet edilmesinin, maddi ve manevi çıkarlar uğruna kullanılmasının önüne geçilmiştir. Atatürk inanca ve vicdana ait kutsal duyguları böyle ihtiraslardan kurtarmayı vazife edinmiştir. Türk Devrim Tarihini önemi kılan çok şeyden biri yukarıda belirttiğim nakışlarla laikliğin yeni cumhuriyetin bedenine işlenmesinde yatmaktadır. Bu tarih, vatandaşı olduğumuz devletin tarihidir. Mesele sevip sevmeme meselesi değildir. Her olayın, olgunun bir şimdisi olduğu gibi bir de geçmişi vardır. Ve o geçmiş bilinmeden şimdinin önemi, değeri anlaşılmaz, geleceğe sağlam bir adım atılamaz. Hüseyin Çelik’in ve onun gibi düşünenlerin karşı çıktığı şey yukarıda bahsettiklerim olabilir mi? Ben bilmem Tanrı bilir! -------------------------------------------------------------------------------- [1] 2010 yılının mayıs ayında Zonguldak’ta maden ocağında yaşanan patlama sonucu hayatını kaybeden 19 maden işçisinin ölümünü Başbakan Erdoğan ‘kader’ olarak yorumlamıştı. Ağustos ayında Şili’de gerçekleşen maden ocağı kazasında ise 69 gün sonra 33 madenci kurtarılmıştır.
.
|